Türkiye Prefabrik Birliği | Sayı: 158
MAKALE BETON PREFABRİKASYON NİSAN 2026 ◆ SAYI : 158 6 from selected experimental results on the section and strength losses that can be observed in reinforced conc- rete sections exposed to fire effects will be presented. In addition, the phenomenon of fire, which is thought to be not sufficiently examined at the undergraduate level in civil enginee- ring, will be presented in the study. In this context, a conceptual discussion will be presented on the spread rates of fires arising from different climate and altitude differences brought about by geographical conditions, and the spread rates of fires will be discussed under the heading of "altitude effect" on the spread rates of fires, in the context of the decreasing pressure values and decreasing temperature values at high altitudes. GİRİŞ İnşaat mühendisliği, tarihi kökleri itiba- riyle, askeri amaçlar dışında insanların var oldukları coğrafyalarda bir arada sivil yaşamlarını sürdürmelerini ve varoluş gerekçelerini tanımlamak için yarattıkları amaçlarına hizmet eden tüm yapıları ve düzenlemeleri kapsa- yan mühendislik dalıdır. Bu bağlamda, yaşamsal gereklilikler ve yaşamsal amaçlar için gereken binalar, etkinlik yapıları, hidrolik, hidrolojik ve geotek- nik yapılar ve topolojik düzenlemeler ile ulaştırma yapıları ve ulaşım ağları için ihtiyaç duyulan binlerce yapısal ve topolojik gerekliliğin anlaşılması, tasar- lanması ve inşası, inşaat mühendisli- ğinin var oluş nedenidir. Öte yandan, sivil yaşamlarımızın, savaş, kentsel ve kırsal terör ve terör kaynaklı şiddet içerdiği de göz önüne alınacak olursa inşaat mühendisliği, insanlığın sivil ve askeri varoluşu için ihtiyaç duyduğu tüm yapıların ve coğrafi düzenleme- lerin de anlaşılmasını, tasarlanmasını, üretimini ve inşasını içermektedir. İnşaat yapıları, yapıyı oluşturan mal- zemelerin ağırlıklarından kaynaklı zati kuvvet etkileri haricinde, yapının kul- lanımından kaynaklı canlı kuvvet etki- leri ile iklim ve jeoloji kaynaklı kuvvet etkilerine maruz kalırlar. Yağmur, kar, rüzgâr, toprak kaynaklı kuvvetler ve kuvvet etkileri ile yapı üzerinde oluşan deprem etkileri, ölçüm ve istatistiki de- ğerlendirmeler ile sayısallaştırılabilip ilgili yapı üzerindeki muhtemel tesirleri değerlendirilebilir hale gelen olgulardır. İnşaat yapıları üzerinde bir de zaman içerisinde değişen hal ve koşullar ne- deniyle etki eden veya kullanım es- nasında yaşanan durumlar ile yapıyı oluşturan malzemelerin veya yapısal düzenin değişiminden kaynaklı kuvvet- ler ve etkiler doğabilmektedir. Örneğin, bir yapının temelinde, tasarım aşama- sında yeterince dikkate alınmayan ge- oteknik veya hidrolojik etkiler veya ya- pının etrafında, yapı üzerinde mekanik tesirleri dikkate alınmadan gerçekleşti- rilen bir başka inşa faaliyeti nedeniyle meydana gelen etkiler doğabilmekte- dir. Yetersiz su tahliyesi (drenaj) ile ta- şıyıcı yapısal zemin içerisinde var olan etkin gerilmelerin dikkate alınmamış değişimleri ile yapı temelinde meydana gelen mekanik değişimler, yapının ye- tersiz veya eşit biçimde taşınamaması nedeniyle yapısal çökmelere ve/veya yapı geometrisinde asimetrilere yol açarak yapının ek kuvvetlere ve kuvvet etkilerine maruz kalmasına neden ola- bilmektedir. Değişen iklim koşulları ile değişebilen yer altı suyu seviyelerinin, sele dönüşebilen kısa süreli ama şid- detli yağışların ve yapı için tasarlanan su tahliye ve yalıtım teşkillerinin zaman içerisinde azalabilen yeterliliklerinin, yapının hizmet ömrü içerisinde yeni- den yeterli seviyelere taşınamaması ile yapının mekanik bütünlüğü içerisinde bozulmalar meydana gelebilmektedir. Bu gibi durumlar, tasarım ve yönetim hatalarından kaynaklanırlar ve tasa- rıma esas kuvvetler olarak değerlen- dirilemezler ve proje aşamasında ve yönetim planı içerisinde çözümlene- medikleri sürece, yapı ömrü boyunca pahalı tamiratlara ve kusurlu hizmet koşullarına neden olurlar. Yapısal direnim sadece yapı üzerine etki eden kuvvetlerin ve kuvvet etkile- rinin belirli eşik değerlerini aşması ile zorlanan bir değer olmayıp, yapısal unsurların mekanik özelliklerinin za- man içerisinde azalması ile de zorla- nabilmektedir. Betonarme yapılarda donatıların üstünde yer alan beton örtünün geometrik veya kimyasal ye- tersizlikler ile zaman içerisinde işlevini yitirmesi ve sonrasında gerçekleşen donatı korozyonu ile yapısal direnim, atalet ve mukavemet kayıpları ile aza- labilir. Benzer şekilde, yangın sonucu doğan yüksek sıcaklıklara maruz kalan betonarme ve öngerilmeli betonlarda da kesit ve mukavemet kayıplardan ötürü ciddi yapısal hasarlar doğabilir (1). Bu nedenler ile yapısal tasarım sa- dece, yapısal kesitlere gereken atalet ve mukavemet özelliklerini sağlamak ile yükümlü olmayıp, yapısal kesitlere, yapının hizmet ömrü boyunca yetecek dayanımı da (durability) sağlamak zorundadır. Dayanım konusunda ye- terince konuşulmayan ancak son de- rece önemli bir diğer konu da beton yapıların yangın dayanımlarıdır. Genel kanının aksine beton, yangından ciddi zararlar gören bir malzemedir. Betonarme ve öngerilmeli önüretim, yerinde inşa yöntemlerinin aksine, sa- hip olabildiği kalıp ve üretim yöntem- leri ile farklı işlenebilirlik düzeylerinde beton ile üretim yapabilecek bir inşaat mühendisliği anlayışıdır. Günümüz şartlarında, C50 ve üstü sınıflarda be- tonun kullanımı ile yapısal ve mimari çözüm çeşitliliği mümkündür. Normal betona göre daha az boşluk içeren
powered by ikedijital.com
RkJQdWJsaXNoZXIy MTczMDA=